Atlantik’in Ötesinde “Coğrafi Kader” Çatışması: Kanada’nın AB’ye “Ortak Üyelik” Hamlesi ve Türkiye’nin Ebedi Bekleme Odası…
“Coğrafya bir kaderdir derler; ancak bazen diplomasi, haritaların ötesine geçerek en imkansız kapıları bile ‘ortaklık’ anahtarıyla aralamaya çalışır. Kanada’nın Montreal’de attığı adım, küresel düzende yeni bir eşiğin habercisidir.”
Avrupa Birliği (AB) koridorlarında uzun süredir kapalı kapılar ardında fısıldanan, ancak adını koymaya kimsenin cesaret edemediği o radikal formül nihayet gün yüzüne çıktı.
Montreal’de düzenlenen AB-Kanada Zirvesi’nin ardından kameraların karşısına geçen Kanada Başbakanı Mark Carney, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, küresel jeopolitiğin nabzını tutacak tarihi bir eşiğin sinyalini verdiler:
Kanada, AB’nin ilk “ortak üyesi” olmayı hedefliyor.
Coğrafi Sınırları Zorlayan Bir İttifak: “Tam Üyelik Değil, En Derin Ortaklık”
Kanada Başbakanı Mark Carney, ülkesinin coğrafi konumu sebebiyle Brüksel’in masasında asla klasik manada bir “tam üye” olamayacağını gayet iyi biliyor.
Ancak pragmatizmin ve jeopolitik zorunlulukların zehirli sarmaşığı, iki tarafı da yepyeni bir model üzerinde buluşturdu.
Carney’nin “Üyelik aşamasına gelmeden mümkün olan en derin ortaklığa doğru çalışıyoruz” sözleri, diplomatik tarihin yeni bir sayfasına basıldığını müjdeliyor.
Brüksel’in patronu Ursula von der Leyen ise bu durumu en net haliyle özetliyor:
“Fikrimiz basit, tam üyelik olmadan ortaklık. Çünkü antlaşmalar açık ve buna izin vermiyor, Avrupa dışındaki bir ülke Avrupa Birliği’ne katılamaz.
Ancak bugüne kadar yaptığımız her şeyden daha fazla üyeliğe yaklaşan bir ortaklık kurabiliriz.”
Haziran ayındaki AB Konseyi toplantılarına katılma davetini cebine koyan Carney, bu yeni ilişki modelinin mimarı olmak için kolları sıvarken, iklimden yapay zekâya, enerji güvenliğinden Ukrayna’ya sağlanan 90 milyar avroluk devasa destek kredisine kadar Atlantik’in iki yakası adeta tek bir potada eriyor.
CETA’nın “dijital kolu” niteliğindeki yeni dijital ticaret anlaşmaları, Avrupa’nın süper bilgisayar altyapısının Kanada’ya açılması ve SAFE savunma sanayi programı entegrasyonu, bu ortaklığın sadece kâğıt üzerinde kalmayacağının kanıtı.
Dramatik Bir Çelişki: Türkiye’nin “Ortak Üyelik” Çifte Standardı
Kanada için icat edilen bu esnek, yaratıcı ve kucaklayıcı “ortak üyelik” modeli, masaya başka bir ülkenin hayaletini, daha doğrusu yaralı tarihini getiriyor: Türkiye’yi.
Yıllardır Brüksel’in kapılarında “tam üyelik” vaadiyle bekletilen, fasıllar arasında kaybolan, siyasi engellerin ve çifte standartların demir örgüleriyle boğuşan Türkiye’nin yaşadığı trajedi, Kanada’nın bu hamlesiyle birlikte dev bir ekonomik ve jeopolitik aynaya dönüşüyor.
Coğrafya Kriteri Kime İşliyor? AB yetkilileri yıllarca Türkiye’ye “Coğrafi olarak Avrupa’nın bir parçasısınız ama kriterler…” masalını anlatırken, bugün Atlas Okyanusu’nun diğer ucundaki bir Kuzey Amerika ülkesine haritaları hiçe sayarak “ortak üyelik” kürsüsü kuruyorlar.
Ekonomik Entegrasyonun İkiyüzlülüğü: Kanada ile CETA sayesinde ticaretini %80 artıran, şimdi de yapay zekâdan kritik ham maddelere, Ufuk Avrupa’dan Erasmus+’a kadar her damardan Brüksel’e bağlanan bir Ottawa var.
Öte yandan, Gümrük Birliği’nin dahi güncellenmesine siyasi kaprislerle takoz koyulan, milyarlarca euroluk ekonomik potansiyeli ambargolar ve idari engellerle boğulan bir Türkiye gerçeği duruyor.
Kanada’ya tanınan bu ayrıcalıklı, “tam üyeliğin eşiğinde ama zahmetinden uzak” konforlu alan, aslında Avrupa’nın çıkarlar söz konusu olduğunda hukuki metinleri nasıl esnetebildiğinin en dramatik kanıtıdır.
Brüksel için mesele hiçbir zaman sadece coğrafya ya da “kriterler” olmamıştır; mesele saf çıkarlar ve güç dengeleridir.
2027 Hedefi ve Küresel Satranç Tahtası
Zirve sonrasında ilan edilen “Gelecek İçin İttifak” ve 2027 Kanada-AB Zirvesi’ne kadar tamamlanması hedeflenen ortaklık modeli, dünyada kurallara dayalı sistemin çöktüğü bir devirde Batı blokunun kendi içinde surlar inşa etme çabasıdır.
Sanayi politikalarından tedarik zincirlerinin güvenliğine, anlık ödeme sistemlerinin birbirine bağlanmasından teknoloji sızıntılarının önlenmesine kadar her detay titizlikle örülüyor.
Ancak bu tablonun arka planındaki ekonomik dram çok daha derindir.
Avrupa, kendi bahçesinin dışındaki müttefiklerine “ortak üyelik” gibi parlak vizyonlar sunarken, kapısının eşiğindeki jeopolitik ve ekonomik bir devi, Türkiye’yi, onlarca yıldır bitmeyen bir bekleme odasında tutmaya devam ediyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney Montreal’de zafer sarhoşluğu içinde geleceği inşa ederken, Ankara’da ise bu “ortak üyelik” modelinin, Türkiye’ye neden hiçbir zaman layık görülmediğinin acı muhasebesi yapılıyor.
Coğrafyanın değil, çifte standartların hüküm sürdüğü bu küresel düzende, Türkiye’nin ekonomik ve stratejik olarak var olma mücadelesi tarihin en keskin dönemeçlerinden birini yaşamaya devam ediyor.
Erhan Yurdayüksel
30 Ekim 2026
