Gelin bugün dünyamızdan kopalım.
Memlekette yeni bir ekonomi modeli oluştu: Deve kuşu ekonomisi.
Kafayı kuma gömüyorsun, görmediğin şey yok sayılıyor.
Grafik mi var? Görmedim. Zam mı gelmiş? Duymadım.
Uzay yarışı mı hızlanmış? “O sırada dizide ne oldu?”
Ama işin tuhafı şu: Biz sadece görmezden gelmiyoruz, aynı zamanda birbirimize bakıp şüpheleniyoruz.
Herkes herkese soruyor:
“Sen bir şey biliyorsun ama söylemiyorsun, değil mi?”
Kimse bir şey bilmiyor aslında. Ama kimse de diğerinin bilmediğine inanmıyor.
Biz apartman toplantısında “Aidat niye arttı?” Diye birbirimize girerken, yukarıda birileri başka bir toplantıda:
“Dünya pahalı, uzaya açılıp talan edelim.”
Biz birbirimize “Sen fazla su kullanıyorsun” diye çıkışıyoruz, adamlar gezegen, gezegen dolaşıyor.
Ama bizde esas mesele aidat değil, güven.
Kimse kimseye inanmıyor, güvenmiyor.
Yönetici “zam yapmadık” diyor, kimse inanmıyor.
Komşu “ben kullanmadım” diyor, kimse inanmıyor.
Devlet “her şey kontrol altında” diyor… orada herkes birbirine bakıyor.
Ay’a gitmişler. Toprak getirmişler. Mineral bulmuşlar.
Bizde olsa ne olurdu biliyor musunuz?
Biri çıkar derdi ki:
“O toprak gerçekten Ay’dan mı?”
Öteki hemen atlar:
“Yok canım, bizim buradan götürdüler, orada bulmuş gibi yaptılar.”
Üçüncüsü gelir:
“Asıl mesele toprak değil, kimin getirdiği.”
Dördüncü zaten işi çözmüştür:
“Bunun arkasında büyük bir oyun var.”
Bizde keşif bile yapılsa, önce şüphe edilir, sonra tartışılır, en son unutulur.
Yakında Ay’da emlak ilanları başlarsa hiç şaşırmayın:
“Krater manzaralı, ferah, düşük yer çekimli daire.”
Ama bizdeki ilan şöyle okunur:
“Gerçek Ay mı? Tapu sağlam mı? Daha önce kime satıldı?”
Emlakçı anlatır:
“Abi burası çok temiz, meteor düşmemiş.”
Alıcı sorar:
“Düşmemiş mi, yoksa saklıyor musunuz?”
Güven yok. Ay’a bile güven yok.
Eskiden balon dediğin konut piyasasında olurdu.
Şimdi uzay balonu.
Ama biz balondan önce birbirimize bakıyoruz:
“Başkaları soruyor, sen girdin mi bu işe?”
“Yok.”
“Kesin girdin.”
Kimse yatırım yapmıyor ama herkes diğerinin yaptığını düşünüyor.
Kimse kazanmıyor ama herkes diğerinin kazandığına inanıyor.
Bu da ayrı bir ekonomi: Şüphe ekonomisi.
Değeri veriler değil, dedikodular belirliyor.
Mars’a bakalım… Orada organik moleküller bulunmuş.
Bilim insanı diyor ki: “3 milyar yıl önce yaşamın izleri olabilir.”
Bizde yorum hazır:
“Olabilir ne demek? Varsa vardır, yoksa yoktur!”
Bir başkası:
“Bu bilgi neden şimdi açıklandı?”
Öbürü:
“Bunun altında kesin başka bir şey var.”
Mars’ta hayat olup olmadığı bile değil mesele.
Mesele: Kim neyi neden söylüyor?
Bilim diyor ki: “Mars’tan örnek getirelim.”
Bizde soru şu olur:
“Getirecekler de bize aynısını mı verecekler?”
Kargo gelmeden kavga başlar.
Biz ne yapıyoruz?
Biz çok önemli bir şey yapıyoruz:
Birbirimizi çözdüğümüzü sanıyoruz.
Kim ne demek istedi?
Aslında neyi gizliyor?
Niye böyle konuştu?
Dizi izler gibi hayat izliyoruz.
Ama bu dizide herkes senarist olmuş.
Yarın bir gün kapınıza bir kâğıt gelirse:
“Sayın vatandaş, Ay’daki kaynak kullanımından dolayı vergi borcunuz oluşmuştur.”
İlk tepki şu olmaz:
“Bu ne?”
Şu olur:
“Kim ödedi de bana kaldı?”
Çünkü bizde sistemden önce şüphe çalışır.
İşin en garip tarafı şu:
İnsanlık uzaya gidiyor.
Ekonomi atmosferi aşmış.
Yeni kaynaklar, yeni pazarlar, yeni fırsatlar…
Ama biz hâlâ Gökyüzüne değil birbirimize bakıyoruz.
Bir gün kafayı kaldırdığımızda yıldızdan çok “satılık” tabelası görürsek,
İlk sorumuz şu olacak:
“Bunu kim aldı da bize söylemedi?”
Söz sizde:
Ay’da ilk arsa satışı yapılsa, sizce insanlar gerçekten yatırım yapar mı, yoksa “kesin içeriden bilgi alanlar kazandı” deyip uzaktan mı izler?
Mars’ta hayat bulunsa, ilk tepki ne olur: “Bilim kazandı” mı, yoksa “Bunu niye bizden sakladılar?” mı?
Uzayda ilk vergi çıksa, ödemekten önce “Bu paralar nereye gidiyor?” tartışması kaç yıl sürer?
Ay’da komşunuz olsa, ilk sorunuz ne olur: “Hoş geldiniz” mi, yoksa “Siz burayı kaça aldınız?” mı?
Son olarak: Sizce gerçekten uzay mı genişliyor, yoksa bizim birbirimize olan güvensizliğimiz mi daha hızlı büyüyor?
Bugün sorular da sorunlar da çok.
Ve tam o noktada büyük savaşı unutmuyoruz:
“Petrol mü lazım? Çökelim.”
“Maden mi lazım? Hemen uçalım ne var ne yoksa uçuralım.”
Diyenler Hürmüz de gemilerini yüzdürüyor.
Sanki mahallede kömürlük paylaşır gibi dünya ve gezegenleri paylaşıyorlar.
Ama iş bizlerin icraatına gelince…
Ne çökecek gücümüz var ne uçacak imkânımız.
Sonra ne oluyor?
Bir süre daha konuşuyoruz.
Biraz daha tartışıyoruz.
Birbirimizden biraz daha şüpheleniyoruz.
Ve zenginin malı züğürdün çenesi misali,
Dönüp dolaşıp kendi dünyamızdan
Ve deve kuşu huyumuzdan kopamıyoruz.
Erhan Yurdayüksel
28 Nisan 2026

