Sevgili okuyucularım,
Müziğin sesini biraz kısıp Pazar gününün dinginliğine kendimizi bırakmaya ne dersiniz?
Cuma gününden bu yana sizlerden gelen yoğun telefon ve mesajlarınıza yanıt verebilmek için elimden geleni yapsam da her birine tek tek dönüş yapmak artık mümkün olmayınca, düşüncelerimi buradan sizlerle paylaşmak istedim.
Yaklaşık on ay önce kaleme aldığım yazıda bazı sorular yöneltmiştim. Nitekim bu sorular, Sayın Cumhurbaşkanımızın iki gün önce yaptığı açıklamayla yanıt bulmuş oldu. Ülkemiz adına yaşanan bu gelişme, sizler kadar beni de son derece mutlu etti.
Bu gelişmelerle birlikte, İzmir’de bizzat destek verdiğim ve yakından takip ettiğim önemli bir çalışma süreci de başladı. Henüz yolun başında olmamız nedeniyle bazı küçük aksaklıklar yaşansa da bunların kısa sürede giderileceğine olan inancım tam. Önümüzdeki günlerde bu çalışmaların tüm ayrıntılarını ve perde arkasını sizlerle paylaşacağım.
Velhasıl, meşale İzmir’de yakıldı.
Şimdi ise 31 Temmuz 2025 tarihli yazımı öncelikle sizlerle paylaşmak istiyorum:
Erhan Yurdayüksel: Türkiye Bir Çekim Merkezi Olabilir mi?
Son güncelleme :
Küresel ekonomi sessiz ama köklü bir değişimden geçiyor. Artık yarış, kimin daha ucuza ürettiğiyle değil; kimin daha fazla yeteneği, sermayeyi ve fikri kendine çekebildiğiyle belirleniyor.
Bu yeni düzende öne çıkan ülkeler incelendiğinde, Singapur ve Dubai gibi örneklerin ortak bir sırrı olduğu görülüyor: öngörülebilirlik, hız ve akıllı teşvikler.Bu ülkeler yalnızca düşük vergilerle değil, yatırımcının önünü görebildiği, bürokrasinin minimuma indiği ve yetenekli insanın kendini değerli hissettiği bir ekosistem kurarak büyüdüler.
Asıl mesele vergi oranı değil; güven, hız ve fırsatın birleştiği bir sistem inşa edebilmek.
Tam da bu noktada Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat duruyor.
Türkiye’nin Avantajı: Konumdan Daha Fazlası
Türkiye, sadece coğrafi olarak değil; ekonomik ve kültürel olarak da üç kıtanın kesişim noktasında yer alıyor.
Genç ve dinamik nüfusu, güçlü girişimcilik refleksi ve dünyaya yayılmış geniş diaspora ağı ile aslında birçok ülkenin sahip olmak isteyeceği bir potansiyele sahip.
Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için klasik yaklaşımların ötesine geçmek gerekiyor.
Türkiye’nin hedefi, bir üretim üssü olmanın ötesine geçerek bir çekim merkezi haline gelmek olmalı.
Yani sadece sermayenin geldiği değil; kalmak istediği bir ülke.
Vergi Bir Araçtır, Amaç Değil
Vergi politikaları bu dönüşümün önemli parçalarından biri.
Ancak burada kritik ayrım şu: düşük vergi tek başına yeterli değildir, ama doğru kullanıldığında güçlü bir kaldıraçtır.
Stratejik sektörlerde uygulanacak süreli ve hedefli vergi avantajları, özellikle teknoloji ve ihracat odaklı yatırımlar için Türkiye’yi çok daha cazip hale getirebilir.
Burada “sıfıra yakın vergi” yaklaşımı, herkese açık bir model değil; belirli kriterlere bağlı, performans odaklı bir teşvik olarak düşünülmelidir.
Kısa vadede daha az vergi geliri gibi görünen bu yaklaşım, orta vadede daha fazla üretim, daha fazla istihdam ve daha yüksek ihracat olarak geri döner.
Çünkü asıl büyüme, oranlardan değil hacimden gelir.
Diaspora: Görülmeyen Güç
Türkiye’nin en büyük ama en az stratejik kullanılan gücü, yurt dışında yaşayan milyonlarca vatandaşıdır.
Bu kitle yalnızca bir tasarruf kaynağı değil; aynı zamanda bilgi, deneyim ve küresel bağlantı taşıyıcısıdır.
Onları sadece döviz gönderen bireyler olarak görmek yerine, “yatırım elçileri” olarak konumlandırmak gerekiyor.
Türkiye’de yatırım yapan diaspora için:
Sadeleştirilmiş bürokrasi
Uzun süreli vergi avantajları
Hukuki güvence
Uluslararası standartlarda iş ortamı
Sunulduğunda, bu potansiyelin harekete geçmesi kaçınılmazdır.
Bu, yalnızca sermaye akışı değil; aynı zamanda Avrupa’daki iş yapma kültürünün, disiplinin ve inovasyon anlayışının Türkiye’ye taşınması anlamına gelir.
Gençler: Bu Hikâyenin Gerçek Sahibi
Bir ülkenin çekim merkezi olması sadece sermayeyle değil, insan kalitesiyle mümkündür.
Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri de genç nüfusudur.
Bu noktada yapılması gereken, gençleri yalnızca iş arayan bireyler olarak değil; değer üreten girişimciler olarak konumlandırmaktır.
Avrupa Birliği ile kurulacak daha güçlü iş birlikleri, özellikle Horizon Europe ve Erasmus+ gibi programlar üzerinden, Türk girişimcilerin küresel sahneye çıkmasını hızlandırabilir.
Devletin rolü burada doğrudan oyuncu olmak değil; yolu açan, kolaylaştıran ve hızlandıran bir akıl olmak olmalıdır.
Türkiye Modeli: Taklit Değil, Dönüşüm
Türkiye’nin Singapur ya da Dubai’nin bir kopyası olmasına gerek yok. Asıl hedef, kendi dinamiklerine uygun bir “Türkiye Modeli” oluşturmak olmalı.
Bu modelin temelinde şu unsurlar yer almalı:
Öngörülebilir ve güven veren bir hukuk sistemi
Hızlı ve dijitalleşmiş kamu süreçleri
Hedefli ve akıllı teşvikler
Diasporayı sisteme entegre eden bir yaklaşım
Gençleri merkeze alan bir ekonomik vizyon
Bunlar sağlandığında Türkiye, sadece yatırım yapılan bir ülke değil; yaşamak, üretmek ve büyümek istenen bir merkez haline gelir.
Söz sizde:
Artık mesele kaynakları korumak ve onları harekete geçirebilmektir.
Dünya ile rekabet eden değil, dünyayı kendine çeken bir Türkiye sizce sadece hayal mi?
Bu ancak cesur ama hesaplı adımlarla olur.
Doğru stratejiyle Türkiye, küresel yatırım haritasında sadece bir durak değil;
Finans ve Ticaretin merkezi olabilir mi?
Ne dersiniz, ‘Türkiye’ bir çekim merkezi neden olmasın?
Erhan Yurdayüksel
31 Temmuz 2025
***
O gün, doğum günüm vesilesiyle ilettiğiniz güzel dileklerin yanı sıra yayımladığım yazıya göstermiş olduğunuz ilgi ve paylaştığınız değerli görüşleriniz beni son derece mutlu etmişti.
Her bir yorumunuzun ve geri bildiriminizin benim için ayrı bir kıymeti var. İlginiz, desteğiniz ve samimi paylaşımlarınız için bir kez daha içtenlikle teşekkür ederim.
Şimdi ise bahsettiğim konuya ilişkin olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın iki gün önce yaptığı açıklamayı sizlerle paylaşmak istiyorum:
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı‘nda konuştu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde düzenlenen Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nda yaptığı konuşmada “Ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve adil barışa giden yolun açılması için elimizden geleni yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Toplantının ve burada alınacak kararların Türkiye ekonomisi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Bölgenin ve dünya ekonomisinin son dönemin en sarsıntılı ve en belirsiz günlerini yaşadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“İş ve ekonomi çevrelerimiz başta olmak üzere hemen herkes, bir taraftan günaşırı değişen atmosferi takip ederken diğer taraftan yoğun sis bulutu arasında yolunu ve yönünü bulmaya çalışıyor. Çatışmaların olumsuz etkisi, enerjinin yanı sıra üretim, ticaret, turizm ve ulaşım gibi pek çok sektörde derinden hissediliyor. Haftada birkaç defa değişen akaryakıt fiyatlarından koronavirüs günlerini andıran kısıtlamalara kadar geniş bir yelpazede bunu görüyoruz. Her ne kadar ateşin harı sönmüş olmakla birlikte ne bölgemiz ne de dünya gerilimin geleceğine dair yüzde 100 emin olamıyor. İsrail gibi savaşın fitilini tekrar ateşlemeye çalışan odaklara rağmen ihtiyatlı bir iyimserlikle hep beraber süreçleri takip ediyoruz. Sadece bununla kalmıyor, ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve adil barışa giden yolun açılması için elimizden geleni yapıyoruz.”
Kendisi ile Kabine üyelerinin bu konuda görüşmelerini sürdürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, netice alana kadar dost ve kardeş ülkelerle iş birliği içinde çabalamaya devam edeceklerinin altını çizdi.
“Türkiye, istikrar adası olduğunu bir kere daha teyit ve tescil etmiştir”
“Artık ne bölgemiz ne de dünya eskiye dönebilir. Böylesine büyük bir sarsıntının sebep olduğu kırılmaların yansımaları zaman geçtikçe daha net görülecektir.” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Türkiye, son yılların en büyük güvenlik krizini başarıyla yöneterek bölgesinin istikrar adası olduğunu bir kere daha teyit ve tescil etmiştir. Global ekonomik düzeni ve değer zincirlerini yeniden şekillendiren bu savaş, ülkemizi küresel ekonomik istikrarın kilit taşı hâline getirmiştir. Yıllardır Türkiye’yi doğu-batı ve kuzey-güney arasında bir köprü olarak tarif eden tanımların yetersizliği yine bu süreçte görülmüştür. Ortaya çıktı ki ülkemiz salt bir köprü veya enerji koridoru değil bölgedeki enerji ve ticaret koridorlarının vazgeçilmez üssüdür. Daha önce farklı vesilelerle ifade ettiğim bir gerçeğin altını tekrar çiziyorum. Türkiye, kabuk değiştiren ve çok kutupluluğa doğru evrilen dünyanın yeni kutup başlarından biri olmaya en güçlü namzettir. Bunu hem biz görüyoruz hem de dost, komşu ve rakiplerimiz görüyor. Ülkemizi yeni döneme hazırlayacak stratejileri şimdiden planlıyor, altyapısını kuruyor, en küçük bir boşluk bırakmıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu minvalde rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlayacak, yatırım ortamını güçlendirmek suretiyle uluslararası doğrudan yatırımları destekleyecek hukuki, idari, mali ve kurumsal adımları attıklarını sözlerine ekledi.
İstanbul Finans Merkezi’nin çalışmalarına 2009 yılında başladıklarını, burada küresel piyasalarla uyumlu ve uluslararası alanda hizmet ihraç edebilen bir finans sektörünün oluşmasını hedeflediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geldiğimiz noktada İstanbul Finans Merkezi 17 sene önce öngördüğümüz hedeflere doğru emin adımlarla ilerliyor. Şimdi bu konuda yeni bir adım atıyoruz. Yapacağımız düzenlemelerle İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajını genişletiyoruz. Transit ticaret veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda mevcut yüzde 50’lik indirim oranını yüzde 100’e çıkarıyoruz. Böylece bahse konu faaliyetlerden elde edilen kazançtan kurumlar vergisi almayacağız.” diye konuştu.
Bu teşviki ilk defa İstanbul Finans Merkezi dışına da yaydıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“İstanbul Finans Merkezi dışında da transit ticaret faaliyetlerinde bulunanların bu kazançlarının yüzde 95’ini vergi dışı bırakıyoruz. Bir diğer önceliğimiz küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik etmektir. Bu şirketlerin yurt dışı operasyonlarını Türkiye’den yürüterek elde ettikleri kazançlara güçlü bir vergi avantajı sağlıyoruz. Böylece önümüzdeki 20 sene boyunca İstanbul Finans Merkezi içinde elde edilen kazançların yüzde 100’ü, bunun dışında elde edilenin ise yüzde 95’i kurum kazancından indirilebilecek. Keza buralarda çalışan nitelikli çalışanlara belli şartlarla ücret istisnası getiriyoruz.”
“Yatırım süreçlerinin sadeleştirildiği hızlı ve dijital destekli yatırımcı dostu bir yapı kuruyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka önemli adımın da büyük ölçekli ve nitelikli uluslararası doğrudan yatırım süreçlerinin tek merkezden yürütülmesi olduğuna işaret ederek “Tek Durak Büro. Bu uygulamayla yatırım süreçlerinin sadeleştirildiği hızlı ve dijital destekli yatırımcı dostu bir yapı kuruyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi koordinasyonunda ilgili kurum ve kuruluşlarımızdan yetkililer Tek Durak Büro’da görev yapacak. Bu yapı sayesinde şirket kuruluşundan çalışma ve ikamet izinlerine, vergi ve SGK işlemlerinden İŞKUR süreçlerine, arazi, teşvik ve ÇED izinlerine kadar tüm işlemler tek bir merkezden kolayca takip edilebilecek.” ifadelerini kullandı. İhracat verdikleri önemi vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Hükûmetlerimiz döneminde yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı desteklemek amacıyla sayısız düzenlemeler yaptık. İhracatı ülkemizin tümüne güçlü bir şekilde yaymak temel hedefimizdir. Ayrıca yüksek katma değerli ve rekabetçi ihracat parolasıyla pazarlarımızı ve ürünlerimizi çeşitlendiriyoruz. Bu amaçla yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi oranımızı ihracatçılara 5 puan, imalatçılara ilave 1 puan indirimli uygulamaktaydık. Şimdi daha radikal bir adım atarak özellikle imalatçı ihracatçılarımızda bu vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz. Diğer ihracatçı kurumlarımız için de yüzde 14’e çekiyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihracat kadar kritik olan bir diğer konunun da ülkeye döviz kazandırıcı teşvikler olduğunu kaydederek “Bu noktada vergi kanunlarımızda çok sayıda düzenleme var. Şimdi bunlara inşallah yenilerini ekleyeceğiz. Yurt dışında yaşayan ve son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi olmayan kişilerin ülkemize gelmeleri hâlinde 20 yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançları için Türkiye’de vergi almayacağız. Yalnızca varsa ülke için gelirlerini vergilendireceğiz. Türkiye’de bu kişiler için veraset yoluyla intikal vergisini yüzde 1 olarak uygulayacağız.” açıklamasında bulundu.
“Terminal İstanbul Projesi’nin ilk aşamasını devreye alarak güçlü bir girişimcilik altyapısı oluşturuyoruz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin yurt dışında bulunan varlıklarını ekonomimize kazandıracak düzenlemeleri de hayata geçiriyoruz. Bu kapsamda yurt dışında bulunan para, altın ve menkul kıymetlerin belirli bir süre içinde düşük bir vergiyle Türkiye’ye getirilmesine imkân sağlıyoruz. Bunların şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” dedi.
İstikbalin teminatı olan gençlerin önünü her alanda açmaya, onları yarının dünyasına en nitelikli şekilde hazırlamaya çalıştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya, yapay zekânın ve ileri teknolojilerin lokomotifliğini üstlendiği yeni bir üretim modeline doğru hızla yol alıyor. Gençlerimizin mimarlık, mühendislik ve yazılım gibi yeni dönemin yükselen sektörlerinde elde ettikleri başarılarla gurur duyuyoruz. Bu alanlarda çalışan ve yurt dışındaki müşterilere hizmet veren girişimci mükelleflerimizin yurt dışı kazançlarının yüzde 80’inden vergi almıyorduk. Şimdi de bu kazançların tamamının gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilmesine imkân sağlıyoruz. Böylelikle yurt dışında şirket kurmuş veya kurulmuş bir şirkete ortak olmuş müteşebbislerimizin kazandıklarını ülkemize getirmelerini teşvik ediyoruz.” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
“Atacağımız bir diğer stratejik adım, Türkiye’yi startup ve girişim sermayesi ekosisteminde bölgesel bir çekim merkezine dönüştürmektir. Dijital şirket uygulamasıyla şirket kuruluş ve yönetim süreçlerini hızlı ve esnek hâle getiriyoruz. Çalışanlar için hisse opsiyonu teşviklerini daha etkin ve cazip bir yapıya kavuşturuyoruz. Hisseye dönüştürülebilir borçlanma mekanizmalarını sadeleştirmek suretiyle finansmana erişimi kolaylaştırıyoruz. Ayrıca Terminal İstanbul Projesi’nin ilk aşamasını devreye alarak güçlü bir girişimcilik altyapısı oluşturuyoruz. Son olarak ülkemiz için stratejik önem taşıyan büyük ölçekli ve nitelikli yatırımlar için öngörülebilirliği pekiştirecek adımları hayata geçiriyoruz. Yatırım kararlarından sonraki dönemlerde yapılan vergi düzenlemelerinin etkisini en aza indirmek ve makul geçiş süreçleri tanımlamak üzere proje bazında güvence sağlayacağız. Bunlar da hayırlı uğurlu olsun diyorum.”
“23 yıllık emeğimizin, 23 yıllık mücadelemizin meyvelerini bundan sonra daha fazla toplayacağız”
Genel çerçevesini çizdikleri hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemelerin detaylarını ekonomi yönetiminin iş dünyası ve yatırımcılarla paylaşacağını, ardından süratle Meclis boyutundaki çalışmaların başlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu burada sizlerin ve tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini isterim. Allah’ın izniyle Türkiye’nin önü de ufku da yolu da açıktır. Dönemsel sıkıntılar, dış şartlardan kaynaklı dalgalanmalar elbette olabilir. Küresel ekonomiyi etkileyen fırtınaların, esintilerin bize de gelmesini gayet doğal karşılamak gerekir. Fakat öncekilerle karşılaştırıldığında Türkiye ekonomisi daha büyük şokları absorbe edecek güce, kapasiteye ve mukavemete hamdolsun kavuşmuştur.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 23 yılda küresel ve bölgesel krizlerden alınlarının akıyla çıktıklarını, darbe girişimleri dâhil nice badirenin üstesinden başarıyla geldiklerini ve tüm karamsar senaryolara, karalama kampanyalarına rağmen 238 milyar dolarlık ekonomiden bugün 1,6 trilyon dolarlık ekonomiye ulaştıklarını anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şunu küresel ekonomiyi ve siyaseti takip eden herkes çok net görüyor. Dünya nasıl aynı dünya, bölgemiz nasıl aynı bölge değilse Türkiye de artık eski Türkiye değil. Ekonomisiyle savunma sanayisiyle askerî kapasitesiyle ulaştırma, enerji, sağlık altyapısıyla beşerî sermayesi ve diplomatik imkânlarıyla bugün çok farklı, çok güçlü bir Türkiye var. Bugün, sözünü çekinmeden söyleyen, kimseden icazet almadan kendi millî politikalarını uygulayan itibarlı, kudretli, kuvvetli bir Türkiye var. Bugün bölgesinde ve dünyada yıldızı giderek parlayan bir Türkiye gerçeği var. İnşallah her alanda çok daha iyi olacağız, daha iyi yerlere geleceğiz. 23 yıllık emeğimizin, 23 yıllık mücadelemizin meyvelerini bundan sonra daha fazla toplayacağız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aldıkları kararların ülke ve millet için hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenleri tebrik etti.
Programda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, AK Parti genel başkanvekilleri Efkan Ala ve Mustafa Elitaş, AK Parti genel başkan yardımcıları Hayati Yazıcı, Nihat Zeybekci, Ömer İleri ve Faruk Acar, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Borsa İstanbul AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erişah Arıcan ile yurt içi ve yurt dışından kurum ile kuruluş temsilcileri yer aldı.
Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmelerine ve “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”na ilişkin bir mesaj yayımladı.
İletişim Başkanı Duran, NSosyal hesabından yayımladığı mesajında şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’ kapsamında yaptığı değerlendirmeler, küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin nasıl bir yol haritası çizdiğini ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanımız, bölgesel gerilimlerin, enerji fiyatlarından ticaret hatlarına kadar geniş bir alanı etkilediği bir süreçte Türkiye’nin bu dalgalanmayı yönetebilen ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti. Bu çerçevede verilen mesaj, yalnızca mevcut durumu tarif etmekten ziyade, Türkiye’nin kriz dönemlerinde dahi yönünü kaybetmeyen bir yapıya ulaştığı yönündedir.
Yatırım ortamına ilişkin atılan adımlar ise bu yaklaşımın somut yansımalarıdır. İstanbul Finans Merkezi’ne sağlanan yeni vergi avantajları, uluslararası sermayeyi kalıcı hâle getirme amacını taşırken; ‘Tek Durak Büro’ uygulaması yatırım süreçlerini daha öngörülebilir ve hızlı kılmayı hedefliyor. Bu düzenlemeler, Türkiye’nin yatırımcı açısından daha sade ve ulaşılabilir bir merkez olma iddiasını güçlendiriyor.
İhracat ve üretim tarafında yapılan vergi indirimleri de rekabet gücünü artırmaya dönük doğrudan bir adım niteliğinde. Özellikle imalatçı ihracatçılara yönelik sağlanan avantajlar, katma değerli üretimin teşvik edilmesi açısından önemli. Bununla birlikte yurt dışındaki sermayenin ülkeye kazandırılmasına yönelik düzenlemeler, finansal hareketliliği Türkiye lehine çevirmeyi amaçlıyor.
Yazılım, mühendislik ve dijital sektörlerde faaliyet gösteren girişimcilerin desteklenmesi, Türkiye’nin yeni ekonomik düzende söz sahibi olma arayışının bir parçası olarak öne çıkıyor. Tüm bu adımların ortak noktası, Türkiye’nin sadece takip eden değil, sürecin yönünü etkileyen ve belirleyen bir ülke olma iddiasını sürdürmesidir.”
***
Bugün paylaşımlar biraz fazla oldu; ancak böylesine önemli bir sürece tanıklık ederken düşüncelerimi sizlerle paylaşma isteğime engel olamadım. Bu çalışmaların ülkemiz adına hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ederken, bir zamanlar “hayal” dediğimiz şeylerin adım adım gerçeğe dönüşmesine şahit olmak gerçekten tarifsiz bir duygu.
Bu sürece katkı sunan, emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyor; ortaya çıkacak güzel sonuçları hep birlikte görmek için sabırsızlanıyorum.
Erhan Yurdayüksel
26 Nisan 202
