Öne çıkanlar
Erhan Yurdayüksel: ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER…

Erhan Yurdayüksel: ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER…

Bugün kalemimden mürekkep değil, keder damlıyor. Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş… Bir zamanlar çocuk kahkahalarının yankılandığı okul koridorları şimdi barut kokusunu, çığlıkları ve yarım kalmış hayatların sessizliğini taşıyor. Henüz 14-15 yaşında… Hayatın en masum eşiğinde olması gereken çocuklar, omuzlarına okul çantası yerine görünmez bir karanlık yüklenmiş gibi yürüyor.

Bir nesil gözlerimizin önünde değişiyor. Oyunun yerini hesaplaşma, hayalin yerini öfke, kalemin yerini silah alıyor. Ve biz, bu dönüşümü çoğu zaman sadece izliyoruz.

Peki ne oldu? Bu toprakların çocukları ne zaman bu kadar erken büyümek zorunda kaldı? Ne zaman merhamet, yerini öfkeye; empati, yerini tahammülsüzlüğe bıraktı?

Bu soruların cevabı tek bir olayda değil, yavaş yavaş örülen büyük bir tablonun içinde saklı.

İlk perde: dijital dünya.

Artık çocuklarımızın en yakın arkadaşı ekranlar. “Oyun” dediğimiz şey, masum bir eğlence olmaktan çıkalı çok oldu. Bugün milyarlarca dolarlık bir sektör, çocukların sadece zamanını değil, duygularını da şekillendiriyor. Öldürdükçe puan kazanılan, yok ettikçe yükselinen sanal evrenlerde büyüyen bir çocuk için ölüm, giderek sıradanlaşıyor.

Tekrarlandıkça hissizleşiyor, hissizleştikçe gerçek hayattaki sonuçların ağırlığı siliniyor.

İkinci perde: vahşetin normalleşmesi.

Televizyon dizileri… Şiddetin neredeyse estetik bir unsur gibi sunulduğu, suçun çoğu zaman cezasız kaldığı bir kurgu dünyası. Orada silah güçtür, öfke kimliktir, intikam ise adaletin yerine geçmiştir.

Çocuklar sadece izlemiyor; rol model alıyor. Bir karakterin bakışı, yürüyüşü, konuşması; zamanla bir çocuğun davranışına dönüşüyor.

Ve en tehlikelisi: Şiddet, meşru görünmeye başlıyor.

Üçüncü perde: uyuşturucu ve karanlık ağlar.

Bugün milyarlarca liralık bir uyuşturucu ekonomisi, çocuklarımızın hayatına sızmış durumda. Kullanım yaşının her geçen gün düştüğü bu karanlık dünyada, çocuklar sadece kurban değil; çoğu zaman hedef.

Uyuşturucu şebekeleri, en savunmasız zihinleri seçer. Önce merak, sonra bağımlılık, ardından kontrol…

Zihni bulanmış, muhakeme yeteneği zayıflamış bir çocuğun eline geçen öfke, artık yönsüz ve tehlikelidir.

Dördüncü perde: korunamayan çocuklar.

Sokakta, okul yolunda, parkta… Hatta bazen en güvende olmaları gereken yerlerde.

Sarkıntılığa uğrayan, istismar edilen, sesi duyulmayan çocuklar…

Bu, sadece bireysel suçların değil; sistematik ihmallerin sonucudur. Bir çocuğun “anlatamadığı” her şey, aslında toplumun duymadığı bir çığlıktır.

Çocukları sadece dış tehditlerden değil, görünmeyen tehlikelerden de korumak zorundayız.

Ve şimdi en acı gerçeklerden biri:

Öğretmenler…

Bir çocuğun hayatına dokunan, onu karanlıktan çekip çıkarabilecek en güçlü figürlerden biri.

Ama bugün öğretmenler de güvende değil.

Sınıfta, koridorda, okul bahçesinde… Şiddetin hedefi haline gelen, tehdit edilen, hatta hayatını kaybeden eğitimciler…

Bir toplum öğretmenini, çocuğunu koruyamıyorsa, aslında geleceğini koruyamıyor demektir.

Öğretmeni itibarsızlaştıran, yalnız bırakan, korumasız bırakan bir düzen; çocukları da savunmasız bırakır.

Öğretmenler korunmalıdır.

Sadece fiziki olarak değil; hukuki, psikolojik ve toplumsal olarak da.

Çünkü bir öğretmenin güvende hissetmediği bir sınıfta, hiçbir çocuk gerçekten güvende değildir.

Peki ne yapmalı?

Okullar artık sadece eğitim yuvaları değil; aynı zamanda korunması gereken alanlardır.

Kontrollü giriş-çıkış sistemleri kurulmalı. Güvenlik görevlileri etkin hale getirilmeli. Okul çevreleri denetlenmeli. Riskli alanlar sürekli gözetim altında tutulmalı.

Rehberlik sistemleri güçlendirilmeli. Bir çocuğun iç dünyasındaki kırılmayı fark edecek mekanizmalar kurulmalı.

Çocukların bulunduğu parklar, oyun alanları, internet kafeler sıkı denetimden geçmeli. Uyuşturucuya, istismara ve şiddete zemin hazırlayan hiçbir boşluk bırakılmamalı.

Ve en önemlisi: Önleyici sistemler kurulmalı. Olay olduktan sonra değil, olmadan önce harekete geçilmeli.

Ama bütün bunların ötesinde bir gerçek var:

Hiçbir güvenlik önlemi, kaybedilmiş bir merhametin yerini tutamaz.

Bir çocuk önce evde korunur. Sonra okulda. Sonra toplumda.

Eğer bir çocuk yalnız hissediyorsa, bir gün yanlış bir yerde, yanlış bir anda karşımıza çıkar.

Bugün artık susma zamanı değil.

Bugün, çocukları koruma zamanı.

Öğretmenleri koruma zamanı.

Uyuşturucuya, şiddete, istismara karşı gerçek bir mücadele başlatma zamanı.

Çünkü kaybettiğimiz her çocuk, sadece bir hayat değil; bir gelecektir.

Ve hiçbir sektör, hiçbir çıkar, hiçbir karanlık ağ; bir çocuğun, bir öğretmenin hayatından daha değerli değildir.

Ama bu kez sadece yas tutmayalım.

Gerçekten koruyalım.

Çocukları da…
Öğretmenleri de…
Geleceğimizi de…

ÇOCUKLAR HİÇ KİMSEYİ ÖLDÜRMESİNLER

Başımız Sağolsun

Erhan Yurdayüksel

15 Nisan 2026

Benzer yazılar