Bitmeyen Vahşet!..

Bitmeyen Vahşet!..

Yaklaşık 64 yıl önce Fransa’da bir kasaba halkı ani bir histeri krizi ve halüsinasyonlarla sarsılmıştı.

Bu olay çok sayıda kişinin ölümüne ve ağır hastalanmalara yol açmış, yıllarca halüsinasyonların nedeninin bir mantardan kaynaklandığı düşünülmüştü.

16 Ağustos 1951’de, Fransa’nın güneyindeki Pont-Saint-Esprit kentinde mektup dağıtırken aniden mide bulantısı ve halüsinasyonlara kapılan postacı Leon Armunier, o gün yaşadıklarını şöyle ifade etmişti:

“Feciydi. Küçüldüğüm duygusuna kapıldım, alevler içinde, kollarıma yılanlar dolanmış gibiydi”

Leon, olay günü bisikletinden düşmüş ve hastaneye götürülmüş.

Orada kendisine deli gömleği giydirilmiş ve yataklarına zincirlenmiş olan üç gençle aynı odada kalmış.

Bazılarının pencereden atlamaya çalıştıklarını, çığlıklarını ve metal yatakların sesini unutamıyor.

“Bir daha aynı şeyi yaşayacağıma, ölürüm daha iyi” diyor.

Fransa’da bir kasabada 64 yıl önce yaşanan kitlesel histeri krizine bir biyolojik silah deneyinin yol açmış olabileceği söyleniyor.

Türkiye ise bugünlerde kadın cinayetlerini konuşuyor.

Basında neredeyse hemen her gün çocuk istismarı, kadın istismarı, tecavüz, yaralama ve cinayet haberleri yer almakta.

Geçmiş tarihi onurlarla, gururlarla dolu Türk kadını, günümüz Türkiye’sindeki siyasi erkek egemenliğinin baskısı altında kalmış durumda.

Oysaki büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumu için çocuk ve kadın hakları ile ilgili önemli düzenlemeler yapmış, çağdaş toplumlardan çok daha ileride atılımlar gerçekleştirmiştir.

17 Şubat 1926 yılında Türk Medeni Kanunu kabul edilmiş, böylece erkek egemen düzene son verme hamlesine girişilmiştir.
Devlet yapısı laikleştirilerek hukuk kuralları da akla ve bilime uygun hale getirilmiştir.

Kadın, erkek ve çocuk haklarını gözeten Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş, o tarihe kadar erkeklerin gerisinde tutulan kadın, Medeni Kanun ile birlikte yasalarla korunmaya başlanmış, kadın ve erkek eşitliğinin yasal düzenlemesi gerçekleştirilmiştir.

Aile hayatında da kadın ve erkek arasındaki eşitlik hakkı sağlanmış, kadına boşanma ve miras hakkı tanınmıştır.

Çocukların kız ve erkek ayrımı yapılmaksızın, aile mirasından eşit ölçüde faydalanmasının önü açılmıştır.

Resmi nikah zorunlu hale getirilerek, eski düzendeki ‘erkeğin birden çok kadınla evlilik yapabilmesinin’ önüne geçilmiştir.

Evlilik akdi, devlet güvencesine alınmış ve kadının da evlilikte eşit olduğu yasal hakları kabul edilmiştir.

Çocukların iyi yetiştirilmesi için anne ve babaya yükümlülükler getirilmiştir.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk 89 yıl önce, bugün yaşanmakta olan ortaçağ vahşetinin yaşanmaması için kadın ve erkek arasında eşitlik hakkı sağlamıştır.

Fransa’da bir kasaba halkının aniden yaşadığı ağır histeri krizine neyin sebeb olduğu yıllar sonra ortaya çıkabildi.

Toplumları virüs gibi saran her vahşetin mutlaka nedenleri vardir.

Türkiye’nin üzerine çöken ötekileştirme, kadını dışlama,ayrımcılık, şiddet ve vahşet virüsünü ise Türk halkı er geç temizleyecek güçtedir.

***

Bu yazıyı 20/02/2015 tarihinde yazmıştım.

Bir toplumu farklı yöntemlerle bölmek, hipnoz etmek, kin ve nefret duyguları ile vahşileştirmek!..

Bu yöntemlerin dünyada yaşanmış farklı örneklerini sıralamak mümkün.

Basında çocuk istismarı, kadın istismarı, tecavüz, yaralama ve kadın cinayetleri sıklıkla yer almaya devam ediyor.

Neden, niçin sorularını birbirine sorup yanıt bulamayanlar,

Ayasofya ibadete açılıyor diye sevinirken,

Ayasofya’da kılınan Cuma Namazında  kılıç gösterisi ve lanet sözcükleriyle karşılaşınca irkilip şok oldular.

“Ayasofya 86 yıl sonra ibadete açıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılışta Kuran okudu.

Cuma hutbesini okurken minbere elinde fetih sembolü olan kılıçla çıkan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş,

Atatürk’ü hedef alarak “Fatih Sultan Mehmet burayı kıyamete kadar cami olarak kalması için vakfetmiştir.

Vakfedileni çiğneyen lanete uğrar” dedi.

Erbaş’a tepkiler yağdı…

Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, KKK Ümit Dündar ve DKK Adnan Özbal, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın arkasında saf tuttu.

Güler ve kuvvet komutanları, namazın ardından Fatih’in türbesini ziyaret eden Erdoğan’a eşlik etti.

Namazdan sonra bir grubun sokaklarda tekbir eşliğinde hilafet istemesi dikkat çekti.”

Haberini okuyunca şoka girmemek mümkün mü?..

Bu yazımı nasıl bağlarım bilemiyorum.

2000’li yıllarda en çok kullanmak zorunda kaldığım bir cümle ile bağlamak sanırın en doğrusu olacak,

‘Türkiye’nin üzerine çöken ötekileştirme, kadını dışlama,ayrımcılık, şiddet ve vahşet virüsünü Türk halkı er geç temizleyecek ve insansı şeytanlardan kurtulacak güçtedir.’

Erhan Yurdayüksel

25.07.2020

Benzer yazılar